İNSAN KAYNAKLARI NOTLARI

İNSAN KAYNAKLARI NOTLARI

8 Mart 2016 Salı

Türkiye nin Krizi “Sessiz ve Derinden”

Öncelikle bu yazıyı herhangi bir siyasal bakış açısı ile veya yorumla yazmadığımı belirtmek isterim. Şu saıralar fazlaca yapmaya imkan bulduğum kişisel gözlemlerimden yararlandım sadece. Doğruluğu tartışmalı ekonomik göstergelerden yararlanmadım yani.

Bundan yıllar önce olsaydı belki medyada daha fazla yer bulurdu veya halk daha fazla ilgi gösterirdi bilemiyorum. Ancak hem iç hem dış politikanın fazlaca etkilediği bir ekonomik kriz döneminden geçtiğimiz hissine kapılıyorum. Evet belki Başbakanlık önünde atılan yazarkasalar veya kendini yakan esnaflar, büyük kitlesel eylemler yok ama bir yangın var….

Şimdi başlayalım gözlemlerimizi anlatmaya. İşsizlik oranlarına fazlaca paralel, büyük bir işsizlik olduğunu söyleyebilirim. Okumuşundan okumamışına kadar insanlar her yolu deneyip bir işe girme peşindeler. İK departmanlarının mailleri dolu, telefonları susmuyor. Bu yönde çok fazla duyum alıyorum.

Rusya krizinden sonra işten çıkarmaların tavan yaptığı turizm sektörü fazlaca dikkat çekiyor. Garsonu, aşçısı ve hatta temizlikçisi… Bu sektörde çalışan tüm hizmet personeli işsiz kalmış gibi ortalık. Tam anlamıyla yangın yeri. Geçenlerde bir gazetede küçük bir başlık ilişti gözüme 1100 otelin satılık olduğu yönünde. Turizm felç geçiriyor kalıcı hasar kalır mı? bilinmez.

Mavi yaka iş başvurularının büyük çoğunluğununda tekstil sektöründe işten çıkarılanlar oluşturuyormuş. Özellikle asgari ücret ve suriyeli işçiler eh üstüne bir de Rusya krizi gelince yandı gülüm keten helva. Hala var mı gazetelerin sarı sayfalarında o meşhur overlokçu aranıyor ilanları?

Güneydoğumuzda örtülü bir mücadele, savaş veriliyor. Güvenlik güçlerimiz geceli gündüzlü savaşıyor ülkeyi bölmek isteyen odaklarla. Olan yine insana oluyor, dükkanlar kapanıyor ekonomi duraklıyor. Devletimizin harcadığı para milyar liralar ile açıklanıyor. Göç, kapanan dükkanlar ve paralelinde işsizlik. Sizin kapınıza halen Güneydoğu bölgemizden göçüp gelen bir yurdum insanı iş başvurusuna gelmedi mi?


Sonuç olarak, dengeli dış politikayı, istikrarlı ekonomiyi ve düşen işsizlik oranlarını arıyoruz. 2023 hedeflerine odaklanmışken 1923 rakamlarına geri dönme teklikesi ile karşı karşıya kalmayalım. Teşvikler artmalı, özel sektör bu soruna el atmalıdır. Büyümenin veya krizi en hasarla atlatmanın yolu işçi çıkarmak değil, üretmek, üreterek kazanmak ve kazandırmak. Ülkeye,millete,insanlığa….

1 Mart 2016 Salı

YAKASINA GÖRE DEĞİL YETKİNLİĞİNE GÖRE MÜLAKAT

Siz de adaylarınızı pozisyonuna göre ayırıp öyle davranan İK yetkililerinden misiniz? Öyle olmasanız çok iyi edersiniz. Neenlerine gelin beraber bakalım. Adı üstünde İnsan Kaynakları, işimiz insan odağımız insan bu nedenle insanlar arasında iş veya pozisyonlarına göre davranışsal olarak ayrım yapmamamız gerektiği kanısındayım. Özellikle mavi yaka işe alımlarında bezmiş, sinirli veya aşağılayıcı tavırlar sergilemek size yüceltmeyecektir. Aksine şirketinize kayıplar yaşatacaktır
.
Hizmet olsun, parekende olsun sektörlerde yarış halinde olan şirketlerin bu ülkenin insanlarına yönelik pazarlama yaptığını asla aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. 
Çok basit bir mantıkla bisküvi üreten bir firma için mavi yaka işe alımında yapacağınız yanlışlar o insanların etkiledikleri kendi kitlelerini halkalar halinde etkileyecek küçük veya büyük sizin şirketinize zarar verecektir.

Ayrıca aşağılayıcı ve sindirmeye yönelik unsurlar barındıran mülakat sürecinden geçerek işe alınan mavi yaka çalışanın bu organziasyon içinde kalıcı ve faydalı olması da büyük bir soru işareti olacaktır. Turn Over oranlarının yüksekliğinin sadece işin yapılış şekli veya ortamı ile sınırlandırılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Yapılması gereken iş tanımına göre adayın yetkinliklerini baz alarak yapılacak mülakat süreçleri tasarlamak ve organize etmek olmaldıır. İnsanların başvurdukları pozisyonun büyüklüğü veya küçüklüğü ile değil işin tanımına bu adayın yetkinlikleri ile ne kadar uyuştuğunu incelemeye çalışmamız ve bunu yaparken işimizin insan odaklı bir felsefe barındırdığını unutmamamız gerekiyor.

Beyaz yaka karşısında “iyi polis” mavi yaka karşsıında “kötü polis” olmak ayrımcılık tanımının içine tamamiyle girecektir. Tabiki sadece yetkinlikler değil bununla birlikte kişiliklerde işe alınıyor. Ancak bir mülakat süresi içinde adayın yetkinlikleri ile ilgili karakterinden daha fazla bilgi edinirsiniz. Zira karakter çoğunlukla belirli bir süreç sonrasında kendisini belli eden bir olgudur.

Yetkinlikle ilgili sorular adayın yakasına göre elbette farklılık gösterecektir ancak kişilerin karakter analizi veya sosyal durumları ile ilgili yöneltilecek soruların insanların sosyo kültürel yapısına göre ılımlı veya sert olarak ayrışmasının kesinlikle doğru olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle farklılıkların işin yapısında ve yetkinliklerde aranması gereğinin önemine vurgu yapmak istiyorum.

28 Şubat 2016 Pazar

SORDUM ADAYIN ANNESİNE SİZİN ÇOCUK NASILDIR?

Geçtiğimiz  günlerde adayın annesini arayan bazı İnsan Kaynakları yetkililerinin olduğunu okumuştum. Çok düşündüm acaba bu yetkili benim annemi arasaydı olaylar nasıl gelişirdi. Eh biraz da hikayeleştirelim istedim. A:Annem, Y:Yetkili olarak bir diyalog hazırladım umarım beğenirsiniz;

Y- Merhaba hanımefendi oğlunuz İlker bize insan kaynakları pozisyonu için mülakata geldi. Kendisi ile görüştük birde sizden dinleyelim oğlunuzun hikayesini.
A- Merhaba, bu yeni bir uygulama mı çok şaşırdım.
Y- Evet hanımefendi kurumsal vizyonumuz gereği bu özgün uygulamayı başlattık.
A- Anlıyorum. Peki oğlumun bundan haberi var mı?
Y- Malesef yok. Olmaması daha iyi olur düşüncesindeyiz. Oğlunuzu kısaca bize anlatır mısınız?
DIŞ SES- Burada araya girmek istiyorum. Annemi çok iyi tanıdığım için böyle bir uygulamaya pek sıcak bakmayacaktır ve tamamen subjektif bir tutum ile yetkili ile dalga geçecektir diye tahmin ediyorum.
A- Tabiki hanımefendi.Oğlumun eğitimi ile ailecek ilgilendik. Kendisi sizin alanınızda yüksek lisans derecesine sahip, ayrıca yabancı dil bilgisi var, iyi şirketlerde çalıştı.
Y-Anlıyorum peki kişiliği ile ilgili bilgi verebilir misiniz?
A- Evet tabiki.Oğlum diye söylemiyorum lider bir kişiliğe sahiptir. Çabuk öğrenir ve uygular. Özellikle insanları çok iyi yönetir mesleki donanımı ve tecrübesi ile sizin şirketinizin grup müdürü veya yönetici seviyesi için çok uygun olduğunu düşünüyorum. Bu arada sizin şirketin adı neydi?
Y- Öhöm. Hanımefendi biz oğlunuzu uzman pozsyonu için çağırmıştık. Şirketimizin adı XYZ.
A- Bu pozisyon için mi insanların ailelerini arıyorsunuz peki ücret nasıl?
Y- Asgari ücretten hallice veriyoruz.
A- Hanımefendi, uzman pozisyonu için asgari ücretten hallice veriyorsunuz birde annesini arayıp sual ediyorsunuz.
Y- Bu pozisyonumuza 2000 aday başvurdu tabiki eleme sürecini ince eliyoruz.
A- Yani genç işsizliğinin yüksek olduğu ülkede istediğimiz gibi at koştururuz diyorsunuz.
Y- Biz şirketimiz için doğru adayı seçmek istiyoruz.
A- Kusura bakmayın hanımefendi.İnsanların iş ararken düştükleri muhtaç durumu bu şekilde kullanmanız hiç doğru değil.Ayrıca annesi yüzünden bir gencin iş fırsatını kaybettiğini öğrenmesi o aile için pek iyi olmayacaktır.
Y-Biz sizinle bunları tartışmak istemiyoruz. Zaten oğlunuz başvuru mektubunda “rica ederim” yerine “rica olunur” yazmış.Kendisini işe almamız mümkün değil. İyi günler.


Bu şekilde iş arama sürecini kendilerine göre maceralaştıran İnsan Kaynakları yetkililerine bu şekilde dersini verecek bir anne çıkar mı? Umuyorum bu bir kurguda kalmayacak ve çıkacaktır.

14 Şubat 2016 Pazar

SEVGİSİZLİK ÇAĞINDA SEVGİLİLER GÜNÜ


Kapitalizm tam kalbimziden vuruyor bizi. En kutsal duyguyu siper ediyor kendine sinsi bir yılan gibi yanıbaşımıza sokuluyor.Savunmasız bir anımızda akıtıveriyor zehirini tam içimize.Peki nasıl oynuyor oyununu sömürü baronları?

Aşk, Adem ile Havva’nın yasak elmasından beri tartışılan bir olgu. Kimi zaman dini, kimi zaman edebi, kimi zaman felsefik hatta siyasi tartışmalara konu olan muhteşem bir duygu. 

Aşk şarabından içip, ayakları yerden kesilen müthiş bir aşık ve aşığına sadakatle bağlı gül yüzlü hilal kaşlı maşuk. Divan şiirinden yaptığım bu hoş alıntılar aşkın büyüsünü yeterince aktarıyor bence.Sayfalara sığmayan sevgili tasvirleri, aşkından yataklara düşüp ölen sevgilileri ve umutsuz aşkları konu alan klasik Türk filmlerinin çıkış noktası işte burası.

Yaşlıların nerde o eski aşklar diye başlayan şikayet cümleleri ile bitti dünyada aşkın büyüsü. Zamana yenik düştü doğaüstü aşklar. Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliet kapitalizme yenildiler. Zamane aşkları tabiri kullanılır oldu haliyle.

Her gün sevgili değiştiren neo casanovalar ’’ playboylar’’ sahneye çıkarıldı.Televole kültürü diye isimlendirilen magazin ile iyice yozlaştırılan değerler,eninde sonunda her mahallede bir milyoner yaratmasa da her evde bir özenti yaratma başarısını gösterdi.

Işıltılı hayatlara ağızının suyu akarak bakan bizler, kısa yoldan zengin olup bu büyülü hayatı yaşamanın yollarını aramaya başladık.İşte 1980 sonrası liberal dönem Türk halkını böyle şekillendiriyordu. Sonra ver elini gençlik sorunları,fakir gencin bu hayatından utanması ve başına gelenler... 

Ne hazindir ki medya denilen yüzsüz topluluk bu sorunu bile filmlere, dizilere yansıtmış ve bundan çıkar elde etme peşine düştü ve hala bunun bayraktarlığını yapıyor.Yozlaşan toplum ve değerini kaybeden aşk... Aslında maddi unsurlara hayatını bağlamış maneviyatını kaybetmiş bir toplum. 

Hani derler ya ’’insanlık ölmüş’’ diye işte bunun hakkını veren bir hayat tarzı, yürüyen cesetler... İşte bu küresel yaşam tarzında bir fenomen haline geldi sevgililer günü.Kutsalları sömürerek kendine çıkar sağlamayı amaç edinmiş kapitalizm bu günü asla kaçıramazdı. 

Alışveriş yaparak enerji depolayan robotlar haline getirilen insanoğlu kapitalizmin ilk emrini yerine getirmeye hazırdı bu büyük günde.Alışveriş yap!!!, markalı ve pahalı ürünlerin adıyla alışveriş yap!!! emriyle alışveriş merkezlerine akın etti insanoğlu. Adeta Nuh tufanından mal kaçırırmış gibi talan ettiler alışveriş merkezlerini. 

Aşk, dudakta ve kalpte biten bir duygu olmaktan uzak kredi kartlarında ve pos makinelerinde bonus olarak veriliyordu. İsrafil suru üflememişti, kıyamet gelmemişti daha. Peki neydi mu mahşeri kalabalık, divan şiirinde bülbülün sadık sevgilisi, aşığın kanının damla damla aktığı gül motifi bile emperyalist çıkarların aracı haline gelmişti.

Çiçekçi dükkanları dolup taşıyor, gül stokları tükeniyordu peki aşk, aşk ve sevgi nerede kalmıştı... Aşk, en dipteki zindanlarda hızla çürüken bize aşk diye verilen bir alışveriş çılgınlığıydı. Sevgilisinin elini tutup, gözlerine bakarak o büyülü kelimeleri en saf halleriyle canlandıran ’’seni seviyorum’’ hediyesini veren aşıklar demodeydi artık. 

Aşkından yatağa düşmüyordu kimse ama aşkıyla yatağa atıyordu hızlı çapkınlar.Pahalı hediyelerle, kamaşan gözler gerçekleri görmekten uzaktı artık. Tek gecelik ilişkilerin gayrı meşru çocuğuydu aşk... Sürekli değişen sevgililerin kendini hızla yenileyen günü oldu sevgililer günü. İkiz, üçüz, dördüz hediyeler oldu bazen. Hızlı çapkınların aynı hediyeden üçer beşer verdiği hatta çapkın kızların farklı erkeklerden üçer beşer aldığı...

Para harcamak, aşkın gösteriliş biçimi haline geldi. Şiirler, şarkılar alaturkaydı artık. Alınan pahalı hediyelere bir tat katmak amacına meze yapıldılar bazen.Masumiyet aranan bir kaçaktı artık ikili ilişkilerde.Hani bir masal vardı ya prens ile fakir çocuk yer değiştirirdi. İşte tam böyle oynandı oyun, kapitalizme hizmet etmeyen fakir aşk ile kapitalizmin pırıltılı aşk anlayışı yer değiştirdi. 

Gerçek aşk firarda, sahte aşk karaborsa, bir umut var hala insanlık bu derin uykudan uyanırsa... Bir umut var hala... Diplerde köşelerde masum aşklar yaşanıyor. Yine bahçeden kopardığı illegal çiçekle sevdiği kızın yanaklarını aşk ile kızartan sevgililer var hala, gitmesekte, görmesekte...

4 Şubat 2016 Perşembe

ÇAĞRI MERKEZİ SEKTÖRÜ VE Y KUŞAĞI

                Y KUŞAĞI DURUM DEĞERLENDİRMESİ (ÇAĞRI MERKEZİ)


Yapılan değerlendirmeler incelendiğinde Y kuşağının kendine özgü birtakım özellikleri bulunduğu görülmektedir. Özellikle hemen yükselmek isteyen, iş değiştirme hızı yüksek olan ve teknoloji ile arası gayet iyi olan bu kuşağın özel bir grup olduğu söylenebilir. 

 Bu özel grup iş hayatında özellikle örgütsel bağlılık açısından incelendiğinden örgütsel bağlılık düzeyinin düşük olduğu sonucuna varabiliriz. Şirketler İnsan Kaynakları uygulamaları ile bu özel grubun örgütsel bağlılığını arttırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. 

Örgütsel bağlılığı etkileyen içsel ve dışsal birçok faktörün yanında yaş, cinsiyet ve eğitim durumu gibi kişisel faktörlerde etkilemektedir. Araştırmalarda görüldüğü üzere Y kuşağını oluşturan ve Üniversite ve üstü eğitim seviyesinde kalifikasyonu bulunan kesimin iş tatmini açısından değerlendirilmesi gerekir. İş tatmininin sağlanamadığı organizasyonlarda Y kuşağı fazla barınmamakta ve iş değiştirme iradesini ön plana çıkarmaktadır. 

Çağrı merkezi sektörü Dünya da ve buna paralel olarak ülkemizde de gittikçe istihdam alanı genişleyen nerede %80 civarı Y kuşağının istihdam edildiği bir sektördür. Bu sektörde dikkat çeken en önemli özellik yüksek işçi devir hızlarının bulunmasıdır. Özellikle çağrı merkezi gibi zorlu bir çalışma ortamında tükenmişlik duygusunun yüksek olmaktadır. Bunun paralelinde Y kuşağı çalışanlar kariyerlerinin bu sektörde ilerleyemeyeceğini düşünerek veya yoğun ve konforsuz iş yapış şekli nedeniyle organizasyonel bağlılıkları azalmaktadır. 

Dünya da çağrı merkezi çalışan profilleri incelendiğinde özellikle Hindistan gibi dış kaynak kullanımı olarak değerlendirilen ve büyük ABD veya Avrupa şirketlerinin çağrı merkezi çözümlerini oluşturan sektörlerde, çağrı merkezi çalışanları part time üniversite öğrencilerinin tercih ettiği bir sektör olarak görülmektedir. Bu sektörden sonra gençler yazılım sektöründe istihdam edilmektedirler. Türkiye de ise özellikle genç işsizliğinin fazla olması ve yazılım gibi yüksek katma değerli ürünlerin üretiminin az olması Üniversite mezunu genç nüfusun çağrı merkezi sektörünü kalıcı bir iş sahası olarak görmelerine sebep olmaktadır. 

Çağrı merkezlerinin ülkemizde çalışma şartları düzeltilmekte, insan kaynakları gençlerin kalifikasyonlarını arttırıcı çalışmalar ve onları organizasyon içinde tutmak için projeler geliştirmektedir. Bu özellikler göz önünde bulundurulduğunda Y kuşağı tarafından tercih edilen ve uzun süre çalışma iradesini ortaya koydukları bir sektör haline gelmektedir. 

Önümüzdeki dönemde Y kuşağının çağrı merkezlerinde istihdamının artacağı ve organizasyonel bağlılıklarının artması ile beraber bu sektörde profesyonel olarak çalışan bir çalışan kesiminin ortaya çıkacağı düşünülmektedir. 

               Y KUŞAĞINA DAİR ÖNERİLER (ÇAĞRI MERKEZİ)

Başlıca sonuçlardan biri Y kuşağının iş değiştirme hızının yüksek olmasıdır. Bu konu ile ilgili olarak şirketler iş ortamını klasik ofis ortamından çıkararak ofis dizaynlarını genç nesle hitap edecek şekilde düzenleyebilirler. Google, Microsoft gibi büyük firmalar ofislerini renkli şekillerde boyamakta, ofislerine salıncak, hamak gibi dinlenmeye yönelik uygulamalar eklemektedir. Yine dinlenme zamanların değerlendirilmek üzere içinde video oyunlarının bile 
bulunduğu personeller için oyun salonları kurmaktadırlar. Bunlar Y kuşağı personellerin ofis içinde mutlu olmasına yönelik uygulamalardır. 

Y kuşağı çabucak yönetici olmak istemekte ve yaptıkları işin kendilerine katkısı olduğunu görmek istemektedirler. Buna yönelik olarak İnsan Kaynakları birimleri Y kuşağı çalışanlarına yönelik sıkıcı olmayan eğitim programları hazırlamalı ve onların kariyer gelişimlerine katkı sağlamalıdır. Mentorluk ve koçluk uygulamaları ile Y kuşağının kariyer planlamasının yapılmasında yardımcı olunmalıdır. MT programları ile Y kuşağının yöneticilik fırsatları için yetiştirilmesi sağlanmalı ve geleceğin yöneticilerinin bu kuşaktan çıkacağı unutulmamalıdır. 

Y kuşağı ofis içinde çalışmaya pek sıcak bakmamaktadır. Bu nedenle global dünyanın yeni trendi mobil çalışma şekilleridir. Dizüstü bilgisayarı ile tableti ile özgürce istediği ortamda çalışabileceği ortam Y kuşağına sağlandığı taktirde Y kuşağının hem organizasyonel bağlılığı artacak hem performansında artış meydana gelecektir. 

Klasik yöneticilik ve liderlik anlayışı Y kuşağı tarafından kabul görmemektedir. Otoriter yöneticilik anlayışı Y kuşağını organizasyonlardan kaçırmaktadır. Bu nedenle yöneticilere Y kuşağı ile ilgili eğitimler verilmeli şirketin ve yöneticilerin yönetim anlayışı Y kuşağından maksimum verimin alınacağı mentor ve yol gösterici liderlik anlayışı şirketlerde egemen kılınmalıdır. 

Özellikle çağrı merkezlerinde çalışma ortamları insani şartlarda olmalı insanların makineleştirilmeye çalışıldığı, insanın duygusal yönünün görmeden gelindiği performans ve satış odaklı bakış açısı değiştirilmelidir. Y kuşağının bu şartlarda organizasyonel bağlılığından söz edilemeyeceği için çağrı merkezleri kendilerini bu kuşağa göre yeninden dizayn etmelidirler. Çağrı merkezi çalışma ortamları ergonomik şekilde tasarlanmalıdır. 

Çok fazla kuralla ve prosedürle çalışan kurumlar Y kuşağı tarafından tercih edilmemektedir. Kurumsallık adı altında prosedürlere boğulan şirketlerin Y kuşağı çalışanlarını göz önünde bulundurarak çalışanın yaratıcılığını plana çıkaracak  ve onlara daha fazla özgürlük ev inisiyatif tanıyacak prosedürlerle yönetilmesi kendi çıkarlarına olacaktır. 

Sonuç olarak bu değişim Dünya da başlamıştır. Dünya giderek Y kuşağından verim almak ve onların organizasyon içinde yaratıcıklarını kullanmak üzere yeniden organize olmaya başlayan şirketle doludur. Bunun örnekleri neredeyse bütün büyük şirketlerde görülmektedir. Türkiye de ise henüz yerli sermayeli şirketlerde bu değişim yavaş olsa da yabancı sermayeli ve yabancı ortaklı şirketlerde bu değişimin emareleri gözükmektedir. Gelecek dönem Y kuşağının ve bu kuşağın arkasında Z kuşağının en verimli kullanılmasını hedefleyen organizasyonların öne çıktığı bir dönem olacaktır.   

5 Aralık 2015 Cumartesi

BİR İK’cının İŞSİZLİK ANILARI

İş hayatı zordur bu hepimizin malumu. Rekabetler, anlaşmazlıklar, hedefler, kaprisler ve daha niceleri… Ama yine de çalışıyorsunuzdur yani her sabah işe giderken ağzınızda okkalı bir küfür her akşam eve dönerken aynı küfürün bir benzeri de olsa ay sonunda bankamatikten az ya da çok bir miktar para geçer elinize.
Kapitalist dünya düzeninde yaşamınızı sürdürmek için çalışmanız gerekmektedir. Ey Marks kulakların çınlasın! Türkiye de ise kredi kartı ekstrenizin en az ödemesini ödemek için çalışmanız gerekir belki de. Paul Lafargue’nin  “Tembellik Hakkı” ise hoş bir bilgiden ibaret günümüz düzeninde. Ödenmeyen her fatura ileriki dönemde kapımızda bir polis memuru ve bir icra avukatı ile sonuçlanacak bir maceraya gebedir. İşin kısası sevgilinizle en sevdiğiniz diziyi izlediğiniz o 3D televizyonun geleceği o faturaları ödemenize bağlıdır. Kim bilir sevgilinizle geleceğiniz bile belki de…
İstifa mektubunuzu yazacak kadar ne yaşadınız diye sormayacağım zira o mektubu yazmaya başladıysanız mutlaka geçerli bir nedeniniz vardır diye düşünüyorum. Mektubu yazıp İK’ya verdikten sonra eğer varsa ihbar sürenizi kullanırsınız. İşkence ilk burada başlar zaten. İstemediğiniz bir arkadaşınızla bir süre tatile gidip aynı odada kalmak gibi bir şey. Güzel yanı bu süre için paranızı alacak olmanız. He eğer kovulduysanız pardon işten çıkarıldıysanız o zaman belki ihbar bile kullandırmazlar direk parasını verip evinize yollarlar. Daha mı iyi? Bilmiyorum olabilir.
Özellikle kendi isteğinizle ayrıldıysanız son günün sonunda sahte gülümsemelerle vedalaştığınız iş arkadaşlarınızı geride bırakıp şirketinizin kapısından çıkarken Cesur Yürek filminin fon müziği arkanızda çalıyormuşçasına mağrur bir şekilde kapıdan çıkıp evinize yol alabilirsiniz. Unutmayın mağrurluk ve mağdurluk arasında sadece bir harf fark var.
İlk günleriniz cicim ayları olarak geçecektir. Nitekim eğer çalışıyorken bir iş bulmadığınızı farz ediyorum. Müthiş kariyer sitelerimizde profilimizi güncellemeye başlarız ilk günlerde, ardından eşe dosta, tanıdığa CV yollama seansları başlar. Televizyon seyrederek vakit geçireceğinizi düşünüyorsanız bayat diziler, evlilik programları ve ultra objektif haber programları sizi bekliyor olacak. Video paylaşım sitelerinden kariyerinizi geliştirebilecek videolar ve kitap okumanızı öneririm zamanınızı değerlendirmek için. İki evi bir arabası olan Ali Bey’in Ayşen Hanım ile izdivacını da izleyebilirsiniz tabi seçim sizin.
İlk zaman ailenizin ve sevdiklerinizin desteğini arkanızda hissedersiniz. Zamanla bu destek eleştiriye dönüşmeye başlar. Düzenli olarak belli aralıklarla ziyaret edilen kariyer sitelerinde düzenli yapılan iş başvuruları çare olmayacaktır komşuların sizin halinizi konuşmaya başlamasına. Günlere muhabbet konusu olmak hiç hoş değil benden söylemesi. Hafta içi mesai saatlerinde telefonla yatıp telefonla kalkıyor olacaksınız kısacası telefonun başında çaresiz bekleyeceksiniz ama İK’cılar aramayacak biliyorsunuz.
Bu süre içinde hata yaptığınızı düşünen eski iş arkadaşlarınızın sizi sürekli arayıp iş bulamadığınızı öğrenip yalancı üzüntülerle telefonu kapatmasına alışın lütfen. Başarınıza sevinmeyenlerin başarısızlığınıza üzüleceklerini düşünmenin saflık olacağını siz de biliyorsunuz. Nazik bir kadının veya erkeğin isminizi teyit ederek başladığı o umutlu telefon görüşmelerinde organize edilen iş görüşmeleriniz olacak. Başı iyi başlayıp sonu acıklı biten Türk filmleri gibi.
Kariyer sitelerinde profilinizi görüntüleyen şirketlerin %10 u (tamamen bu oranı ben uydurdum) sizi görüşmeye çağırır. Belki de o dönemin psikolojisinden size öyle gelir. O nazik görüşme davetlerinden, o mükemmel Türkçe ile yazılmış davet maillerinden sonra gidilen iş görüşmelerinde ne savaşlar ne mücadeleler yaşanır. Sevgili meslektaşların eğer aday işsizse ve başvuruyu da kendisi yapmışsa nasıl da sağlı sollu ataklarla yoklarlar zavallı adayın kalesini. Özlük işlerinde çalışmak istiyor diye fırça yiyeni mi ararsınız kredi kartı borcundan evinin kirasını soranına kadar türlü türlü mücadeleler.
Tabi meslektaşlarım da çok haklı iş aslanın ağzında değil midesinde öyle kolay mı işe alınmak? Hakkını vermesi lazım. 25 yaşını aşmayıp 4 yıl tecrübe isteyen ilanlarından bu çabalarını anlamak pek zor olmasa gerek. Velev ki İngilizceniz yoksa kötü haber birçok ilan size hitap etmeyecektir. Tabi bir çağrı merkezinde Türkçe müşteri temsilciliği yapmak istemiyorsanız. İşin özü bu iş arama sürecinde mülakat savaşlarından güçlü çıkmak için psikolojik açıdan güçlü olmanız gerekmektedir. Çoğunlukla bir mülakatla yetinilmez iki, üç ve hatta dördüncü mülakata kadar gidip gelebilirsiniz. Tabi bu mülakatların sorgu tadında paneli, pek rekabetli grubu da cabasıdır.
Hadi bunları aştınız tebrik ederim geldik ücret konusuna. Türkiye mantığı bellidir az para çok iş. Zaten işsizsiniz e işsizlik almış yürümüş, bu şartları göz önünde bulundurun maaş miktarı belirtirken. Tabi teklif edilen pozisyonun durumunu da göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Küçük bir tavsiye bu ülkede hep kriz vardır ve işveren hep zor durumdadır bunu asla unutmayın.
Sonuç olarak, günlerde kısır yapmaya başlamadan, evlilik programlarının müptelası olmadan, kahvehanelerde okey oynayanların yancısı, pişti oynayanların eşi olmadan bir iş bulabildiyseniz ne mutlu size. Şimdi bu lütufa sonsuz şükrederek patronunuz için ölümüne çalışmaya, ücretsiz mesailere kalmaya hazırsınız demektir. Hadi o zaman beyaz yakalı kolay gelsin!


İLKER METİN ÖZBEK